Edebi Eserin Unsurları-Şiir ve Zihniyet-Şiirde Ahenk (Ses ve Ritim)

Edebi Eserin Unsurları

1- Zihniyet

Şiirin yazıldığı döneme ait sosyal, siyasi, ve kültürel özellikleri şiirin zihniyetini oluşturur.

 

2- Şiirde Ahenk

Şiirin ölçüsü, uyağı, redifi, asonans, aliterasyon, gibi ses tekrarları ahengi oluşturan unsurlardır.

 

3- Şiir Dili

Şairlerin süslü ya da süzsüz(sade), duru ya da karmaşık anlatımları şiir dilini oluşturur.Edebi sanatlar şiirin estetiğini artırır.

 

4- Şiirde Yapı

Nazım şekilleri ve nazım türleri şiirin yapısını oluşturur.

 Nazım

Duygu ve düşüncelerin ölçülü ve uyaklı bir biçimde ifade edilmesidir.

a) Nazım türü : Şiirlerde işlenilen konu ve temaya göre şiirlerin aldığı adlardır.

b) Nazım şekli : Şiirlerin ölçü, nazım birimi, aheng özelliklerine göre aldığı adlardır.

 

6- Şiirde Tema

Şiirde birimleri birbirine bağlayan anlam bütünlüğü sağlayan temel öğe temadır.

 

7- Şiirde Gerçeklik ve Anlam

Şairler edebiyatın konusu olan(insan doğa ve yaşam)alırlar ve bunların ifade ediliş biçimi şiirde kullandıkları zaman, gerçeklik birbirinden farklıdır.Şair herkesin gördüğü bir gerçeği değişik şekil ve boyutlarda anlatılır.(benzetmeler , mecazlar, söz sanatlarından faydalanılarak)

 

8- Şiir ve Gelenek

Şairlerin yaşadıkları dönemdeki geleneği şiirlerine yansıtmalarıdır. Ritim, aheng unsurları, ölçü, konu, tema, zihniyet aynı olsada farklı dönemlerde yaşayan şairlerin şiirlerinde kullanılan imgeler, semboller, birbirlerinden farklı olur.

 

9- Yorum

Şairin ne anlatmak istediğini anlamaya yorum denir. Bir şiiri doğru yorumlayabilmemiz için şairin hayatını edebi kişiliğini (zihniyetini, geleneğini…) iyi bilmemiz ve şiir üzerinde doğru düşünebilmemiz gerekir

Şiir ve Zihniyet

Belli bir dönemde toplumda hâkim olan dinî, siyasî, ekonomik, sosyal vb. duygu, anlayış ve zevkler bütününe zihniyet denir. Zihniyet, yaşamda her alanda kendisini gösterir; sanatta, edebiyatta vb. alanlarda insanlar toplumdaki zihniyete göre hareket ederler. Örneğin divan şiiri döneminde bir şair, o dönemin zihniyeti doğrultusunda şiirlerini beyitler halinde ve aruz ölçüsü kullanarak yazarken; günümüzde şairler serbest ölçü ile şiir yazmaktadır. Şiirlerde işlenen konular da yaşanılan dönemle ilişkilidir. Mesela; bir divan şairi daha çok dinî konuları işlerken, günümüzdeki şairler toplumsal sorunları konu olarak işlerler.

“Zihniyet”  terimi ile bir dönemdeki sosyal, siyasî , idarî, adlî, askerî, dinî güçlerin, sivil toplum örgütlerinin, ticarî hayatın, eğitim etkinliklerinin birlikte oluşturdukları ortam ve bunların hiçbirine indirgenemeyen duygu, anlayış ve zevk bütünü kastedilmektedir.

Her sanat eseri yazıldığı dönemin izlerini taşır. Sanatçılar da sosyal bir çevre içerisinde yaşarlar ve içinde yaşadıkları sosyal ve kültürel olaylardan etkilenirler. Şiirlerinde içinde yaşadıkları çağın zihniyetini yansıtırlar.

Türk edebiyatı başlangıçtan bu güne gelinceye dek kültür, sanat, siyasî ve sosyal alanda pek çok aşamalar geçirmiştir. Bunlar arasında en önemlisi İslamiyet’in kabulü ve Batı uygarlığına dönüş (1860) hareketidir. Bu iki olay toplumun yaşamında sosyal, siyasî kültürel ve ekonomik değişikliklere neden olmuştur. Başlangıçtan bu güne dek gelişen Türk edebiyatı şöyle sınıflandırılır:

Şiirde Ahenk (Ses ve Ritim)


Ahenk; uyum demektir. Şiirde ahenk ise, birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada bulunmasıyla sağlanır. Şiirde ahengi sağlayan ses ve ritim unsurları şunlardır:
– Kafiye (uyak), redif,
– Aliterasyon, Asonans,
– Ölçü.

Kafiye: Kafiye, en az iki mısra sonunda, anlamları ve görevleri ayrı, yazılışları aynı seslerin benzerliğidir.
Örnek:
Ne olur dur, yağma kar
Sılada bekleyenim var


Kafiye Çeşitleri: Şiirlerde en çok kullanılan üç çeşit kafiye vardır. Bunlar; yarım, tam ve zengin kafiyedir. Bunların dışında; tunç ve cinaslı kafiye de vardır.

– Yarım Kafiye: Mısra sonunda tek sesin benzeşmesiyle oluşur.

Örnek:
Dinle şu yüreğim ne söyler,
Hep seni sevdim, ey yar!


Tam Kafiye: Mısra sonunda iki sesin benzeşmesiyle oluşur.
Örnek:
Bu rüzgâr her vakit böyle esmeyecek,
Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.

Zengin Kafiye: Mısra sonunda üç veya daha fazla sesin benzeşmesiyle oluşur.
Örnek:
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

– Tunç uyak: Kafiyeli olan sözcüklerden biri diğerinin içerisinde aynen tekrar
ediliyorsa buna tunç kafiye denir. Tunç kafiye, zengin kafiyenin bir çeşididir ve bize
Fransız edebiyatından geçmiştir.
Örnek:
Gel ey mahbube Çin’den
O şirin köşk içinden


– Cinaslı uyak: Dize sonlarında yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları
ayrı (farklı) olan sözcüklerl yapılan kafiyeye cinaslı kafiye denir. Cinaslı kafiye, özellikle cinaslı mânilerde kullanılır.
Örnek:
Asmaya
Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yârimden ayrılmam
Götürseler asmaya


Redif: Mısra sonunda yazılışları, anlamları ve görevleri aynı seslerdir.
Örnek:
Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde,
Hepsi bana yabancı,
Hepsi başka biçimde!


Bu dörtlüğün ikinci ve dördüncü mısrasının sonunda kullanılan “-de” sesleri görev bakımından aynı işlevi görmektedir ve anlamları da aynıdır. Bunlar, ismin –de hâl ekidir. Yazılışları, görevleri ve anlamları aynı olduğu için bunlara redif denir.

**Not: Kafiye ile redif farklı olgulardır. Bir mısrada kafiyeden önce rediflere bakmak gerekir. Redifler çıktıktan sonra kalan sesler kafiye olabilir. Örnekte olduğu gibi; redifler çıktıktan sonra kalan benzer sesler “-içim-” zengin kafiye oluşturmuştur.

Aliterasyon: Mısra içinde aynı veya birbirine benzer ünsüz seslerin çokça tekrarlanmasıyla oluşur. Düzyazıda da bir ahenk unusru olarak kullanılır. Süslü anlatımın vazgeçilmez öğelerindendir.
Örnek: Hak saklasın belâsından
Bu mısrada “k, s, n” sesleri çokça tekrarlanmıştır.

Asonans: Mısra içinde aynı veya yakın ünlü seslerin sıköa tekrarlanması ile sağlanan ahenktir.
Örnek: Hak saklasın belâsından
Bu mısrada “a” sesi çokça tekrarlanmıştır.

Ölçü: Mısralarda kullanılan ses değerleri veya hece sayısının tüm mısralarda eşit olmasıyla sağlanan uyuma ölçü denir. Türk edebiyatında üç çeşit ölçü kullanılmıştır:
– Aruz ölçüsü,
– Hece ölçüsü,
– Serbest ölçü.

– Aruz Ölçüsü: Divan (Klasik) edebiyatı döneminde kullanılan ve bize Araplardan geçmiş bir ölçü sistemidir. Mısralardaki hecelerin açık veya kapalı olmasına dayanır. Açık hece; sesli (ünlü) harfle biten hecelerdir ve aruz çözümlemesinde ” . ” (nokta) ile gösterilir. Kapalı hece ise; sessiz (ünsüz) harfle veya uzun ünlülerle (â, î, û) biten hecelerdir ve aruz çözümlemesinde ” _ ” (çizgi) ile gösterilir. Aruz ölçüsünde belli kalıplar vardır ve şairler şiirlerini bu kalıplara göre yazarlar. Bu kalıplarda hangi hecenin açık, hangisinin kapalı olacağı bellidir. Örneğin:
Mefâîlün/Mefâîlün/Mefâîlün/Mefâîlün (. _ _ _/. _ _ _/. _ _ _/. _ _ _ )

Örnek aruz ölçüsü çözümlemesi:
Ça-lış id-râ-/ki kal-dır muk-/te-dir-sen â/-de-miy-yet-ten
. _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _
Me fâ î lün/Me fâ î lün / Me fâ î lün/Me fâ î lün


– Hece Ölçüsü: Mısralardaki hece sayılarının eşit olmasına dayanan bir ölçü sistemidir. Türk edebiyatın asıl ölçü sistemi hece ölçüsüdür ve en eski zamanlardan beri halk edebiyatında kullanılır. Hece ölçüsünde de kalıplar vardır; 7’li, 8’li, 11’li, 15’li gibi. Bu kalıpların bazıları duraklı olabilir; 4+3=7’li, 4+4=8’li gibi. Durak, şiir okunurken “sus” payının olduğu, nefes alınması gereken yerlerdir; tıpkı bir düzyazıda virgüllerde duraksadığımız gibi, şiirde de bu noktalarda duraksarız. Bu durakları şiirin ölçüsünü çözümleyerek bulabiliriz.

Örnek hece ölçüsü çözümlemesi:
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Kah girerim öz bağıma gül dererim kime ne
Kah giderim medreseye ders okurum Hak için
Kah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
— Kul Nesimî —
Bu şiir 4+4+4+3=15’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
Ben yi-tir-dim / ben a-ra-rım / yar be-nim-dir / ki-me ne
4 hece / 4 hece / 4 hece / 3 hece
Bu uyum şiirin diğer mısralarında da bulunmaktadır.


– Serbest Ölçü: Serbest ölçüde ise, diğer ölçü sistemlerindeki kurallar yoktur. Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına bakmaksızın şairin tamamen kendi üslubuna göre yazmasıdır. Serbest ölçü, Türk şiirinde 1940’lardan sonra Orhan Veli KANIK ile yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde yazılan şiirlerin çoğu serbest ölçüde yazılmaktadır.

Örnek:
AYRILIK
İki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun
Sunay AKIN



Şiir Dili


Şiir dili, öncelikle edebî bir dil olmak zorundadır. Şair yazarken kullandığı dilin kurallarını ve inceliklerini bilmelidir. Şiir, en çok şeyi en az kelime ile anlatmak olarak tanımlandığı için, şair kelimelerini dikkatli seçer ve imgelerden faydalanır. İmge, sembol demektir. Şairlerin herhangi bir kelime veya olguya şiirde yüklediği farklı mânâlar, sembolleştirmedir. Örneğin; akşamleyin güneşin batışını ölüme benzetmek ve bu olguyu şiirde bu mânâda kullanmak sembolleştirmedir. Şiir, düzyazı okunur gibi okunmaz, aksi halde şiirin ses ve ritim ahengi kaybolur. Şairin vurgulamak istediği duygular tam olarak anlaşılmaz. Bu açılardan şiir dili farklılıklar gösterir.

 

Söz Sanatları

                                                                         

                                                                       Teşbih

Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.

 

Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur. Öğeleri şunlardır :
  

1- Benzeyen (müşebbeh, teşbih edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır. 
2- Kendisine Benzetilen  : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
3- Benzetme Yönü  : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)

4- Benzetme Edatı  : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir.

 

Teşbihte genellikle şu kelime ya da ekler benzetme edatı olarak kullanılır :

 


Ör: Ali aslan gibi cesurdur.

      1- Benzeyen-benzetilen: Ali

      2- Kendisine benzetilen: aslan

      3- Benzetme yönü: cesaret

      4- Benzetme edatı: gibi

 

Ör: Cennet gibi güzel vatan

 

Ör: “Yol yılan gibi kıvrılıyor”

Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,

Bir eski çıban gibi işliyor içerime.

                    (Ayak Sesleri/ Necip Fazıl Kısakürek)

 

Benzeyen: Sesler

Kendisine benzetilen unsur:Eski çıban

Benzetme yönü: Batmak,işlemek

Benzetme edatı: Gibi


 

 

Teşbih-i beliğ:Sadece  benzeyen ve benzetilen ile yapılan ve benzetme edatı ile benzetme  yönü bulunmayan teşbihe teşbih-i beliğ denir.

 


Ör:Günlerim koklamadan attığım bir güldür.

 

Ör:Yarin dudağından getirilmiş

      Bir katre alevdir bu karanfil 

                                       Ahmet Haşim

Ör: Kömür gözlüm, gül dudaklım

      Sen de bir gün perişan ol

                                                       Hicranî

 

Ör: Aslan askerler koşuyor.


                                                                     

 

İstiare(İğretileme)

Sadece benzeyen ya da benzetilenle yapılan  teşbihe istiare denir. Açık istiare ve kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır.

Açık istiare: Benzetme öğelerinden sadece kendisine benzetilenin bulunduğu benzeyenin bulunmadığı istiaredir.

 


Ör: Yüce dağ başında siyah tül vardır.

 

Benzeyen: bulut(söylenmemiş)

Benzetilen:siyah tül (söylenmiş)

Ör: Havada bir dost eli okşuyor derimizi

 

Benzeyen: Rüzgar(söylenmemiş)

Benzetilen: dost eli(söylanmiş)


 

Kapalı istiare: Benzetme öğelerinden sadece benzeyenle yapılan istiaredir. Kapalı istiarede  kendisine benzetilen yer almaz.


 

Ör:

Bir arslan miyav dedi

Minik fare kükredi

Fareden korktu kedi

Kedi pır uçuverdi

 

Dörtlükte ”aslan” , ”miyav” sözcüğüyle kediye;fare, kükredi sözcüğüyle  aslana; ”kedi” ”uçuverdi” sözcüğüyle kuşa  benzetilmiştir. Ancak dörtlükte benzetilene yer verilmemiştir.

 

Ör:     Yüce dağların başında

           Salkım salkım olan bulut.

Benzeyen:Bulut(var)

Kendisine benzetilen:üzüzm(yok)    


 

Teşhis(Kişileştirme)

İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir özellik verme sanatına teşhis denir.

 


Ör: Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl

      Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl

 

Ör: Ağlama karanfil beni de ağlatma

      Sil göz yaşlarını

Ör: Gel bahar erit bu yolun karını

      Geçen seneleri anmayalım hiç

      Dinle bülbüllerin şarkılarını

      Güllerin kıpkızıl şarabını iç


 

İntak(Konuşturma)

     İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir.Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir kişileştir me vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.Fabllar bu sanata örnektir.

 

Ör:Mor menekşe:”Bana dokunma;”diye bağırdı.

Ör:Minik kuş:”Anne beni rüyalar ülkesine götür.”diye yalvarıyordu.

 

Tezat(Karşıtlık)

 


Ör:Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz

 

Ör.Ağzına yok dediler dediklerince var imiş

Ör: Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet

      Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten


 

 

Mübalağa(Abartma)

Bir sözün etkisini arttırmak amacıyla bir şeyi olduğundan çok göstermek ya da olmayacak biçimde anlatma sanatıdır.

 


Ör: Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ    

 

Ör: Alem sele gitti gözüm yaşından.
      Bir ah çeksem dağı taşı eritir,

                                                        

Ör: Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

      Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın.

 

Ör: O kadar zayıftı ki

      Bir dalın arkasına geçse göremezdi kimse onu


 

Telmih(Hatırlatnma)

Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı.

 


Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,

Kerem’in sazına cevap veren bu.

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor teshidi,

Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

                                                   M. Akif Ersoy

Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,

Mecnun olup ardı sıra giderim.

 

Şu Boğaz harbı nedir?Var mı ki dünyada eşi?

En keşif orduların yükleniyor dördü beşi.

                                                    M. Akif Ersoy

Gökyüzünde İsa ile,

Tur dağında Musa ile ,

Elindeki asa ile,

Çağırayım Mevlam seni.

                          Yunus Emre

                        


 

Tecahül-i Arif(Bilip de Bilmemezlikten Gelme)

Bilinen bir gerçeği bilmez görünerek anlatma sanatıdır.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

                                  Cahit  Sıtkı Tarancı

Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer?

                                                       Ahmet Haşim

 

Hüsn-i talil(Güzel Bir Nedene Bağlama)

 

Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,gerçek sebebinin dışında başka,güzel bir nedene bağlamadır.Senin o gül yüzünü görmek için

Sana güneş bakmak için doğuyor.

 

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden

Birçok seneler geçti dönen yok seferinden

                                     Yahya Kemal Beyatlı

 

Tenasüp

Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.

 

Ör:Yine bahar, bülbül sesinden

      Seda verip seslendin mi yaylalar

      Çevre yanın lale sümbül bürümüş

      Gelin olup süsülendin mi yaylalar

 

●Bu  dizelerde ”bahar,yayla,lale, sümbül,bülbül  

   sesi,seda” birbiriyle ilgili sözcükler olarak                    

Ör: Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip

    Kılma derman kim helakim zehr-i dermendadır.

 

●Bu dizelerde ”dert,derman,ilaç,tabip” birbiriyle            

   ilgili sözcükler olarak kullanılmıştır.

   kullanılmıştır.

 

Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)

 

     Bir sözün benzetme amacı güdülmeden gerçek anlamı dışında kullanılması sanatıdır.Gerçek anlama gelmesi imkansızdır.

 

Ör:Ankara bu olaya tepki gösterdi.

     Burada tepki gösteren şehir değil.Anakara da bulunan hükümettir.Mecaz-ı mürsel yapılmış.Şehir söylenmiş hükümet kastedilmiştir.

 

Ör:Cemil Meriç’i her okuyuşumda yeni bir şeyler buluyorum. (Kitabını okuyorum kendisini değil)

 

Ör: Kırmızı beyaz bu sene başarı gösteremedi.

Ör:Evin suyu patlamış.

 

 

 

Şiirde Yapı

 

Nazım Birimi : Şiiri oluşturan mısra gruplarına denir. Nazım birimi şiiri oluşturan yapı taşlarından biridir. Şiirdeki her bir satıra mısra denir.  Tek mısralık dizelere mısra-ı âzâde denir.
Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur. (Ş.Yahya)
   Şiir içindeki mısraların kümelenmesinden meydana gelen nazım birimi; kümede bulunan mısraların sayısına göre ad alır. İki mısralık öbeklere beyit; dört mısradan oluşanlara kıta veya dörtlük; üç, beş, ve daha fazla mısralı öbeklere bent denir.
Nazım Şekli : Kafiye örgüsüne ve mısra sayılarına göre manzumelerin aldığı biçime,  sundukları görünüme nazım şekli denir.
Nazım Türü: Nazım şeklinin konusuna göre çeşididir. Örneğin: “Koşma ” şekli, koçaklama ise nazım türüdür.
KLASİK EDEB NAZIM ŞEKİLLERİ: Gazel, murabba, mesnevi, terkib-i bent, terc-i bent, rübai, kaside, şarkı, kıt’a, tuyuğ, müstezat…
 TANZ.SONRASI TÜRK EDB. NAZIM ŞEKİLLLERİ: Sone, terza-rima,
HALK EDB.NAZIM ŞEKİLLLERİ:
a) Aşık Tarzı Halk Edebiyatı Nazım Şekiller: Koşma, semai, varsağı,
b) Tekke Edebiyatı Nazım Şekilleri: ilahi, nutuk, şathiye, devriye
c) Anonim Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri: türkü, mani, ninni, Ağıt

DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ
Nazım Birimi Beyit Olanlar:
GAZEL
*Aşk ayrılık hasret ölüm gibi lirik konuların işlendiği şiir türüdür.
*Türk edebiyatına İran edebiyatından girmiştir.
*İlk beytine matla son beytine makta denir.
*En güzel beyite beytül gazel denir.
*Son beyitte şairin mahlası yer alır.
*Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yek-ahenk gazel denir.
*Bütün beyitleri aynı güzelliğe sahipse yek avaz gazel denir.
*Beyit sayısı 5-15 beyit arasındadır.
*İlk beyit kendi arasında kafiyelidir.Diğer beyitlerin ikinci beyitleri birinci beyit ile kafiyelidir.Yani aa,ba,ca,da,ea şeklinde
KASİDE
*Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlere denir.
*İlk beytine matla son beytine makta denir
*Şair matla beytini kasiden her hangi bir yerinde yinelenebilir *Şair mahlasının bulunduğu beyte taç beyit denir .
*En güzel beytine beytü ,l kasid denir.
*En az 31(33)en fazla 99 beyit olur.
*Kaside belli bölümler halinde yazılır.
a) Nesib bölümü: Bahar mevsimi kış manzaraları betimlenir ya da kurban ve ramazan bayramı anlatılır.
b) Girizgah Bölümü: Nesib bölümünden asıl konuya geçmiş ifade eden bir veya birkaç beyittir . nükteli ince sözlerin söylendiği bölüm.
c) Medhiye bölümü: Asıl anlatılmak övülmek istenen kişi için denecekse açıklanır .Asıl bölümdür.
d)Fahriye bölümü: Şairin kendini övdüğü ve diğer şairlerle karşılaştırdığı bölümdür.
e)Tegazzül bölümü: Kasideyle ayni ölçüde ve uyakta gazel yazılır.
f)Dua bölümü: Şair övdüğü kişinin başarılarının devamlı olmasını ömrünün uzun olması için dualar eder iyi dileklerde bulunur.

Kasideler Konularına Göre de Değişik Adlar Alır.
Tevhid:Allah'ın birliğini anlatan kasideler.
Münacaat:Allah'a yalvarmak,dua etmek amacıyla yazılan kasideler.
Naat:Peygamberimizi övmek için yazılan kasideler.
Mehdiye: Devrin ileri gelenlerini övmek için yazılan kasideler.
Hicviye: Devrin yöneticilerini eleştirmek için yazılan kasideler.
Mersiye: Devlet büyüklerinin ölümünden duyulan üzüntülerin anlatıldığı kasideler.
Not: Kasideler “nesib” bölümünde işlenen konulara ve rediflerine göre adlandırılır.

MESNEVİ
*Mesneviler öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir.(savaş,aşk,tarihi olaylar,din ve tasavvuf)
*Mesneviler Divan edebiyatında bir bakıma günümüzdeki roman ve hikayenin yerini tutuyordu.
*Beyit sayısı sınırsızdır.
*Her beyit kendi arasında kafiyelidir.(aa,bb,cc,dd…)
*Aruzun kısa kalıpları ile yazılır.
*Beş mesnevinin bir araya gelmesiyle hamse oluşur
KIT'A
Belli bir uyak düzeniyle yazılmış olan,dizeleri arasında ölçü birliği bulunan;herhangi bir düşünce ya da duyguyu en az ikiden başlamak üzere,en çok on altı beyitte anlatan nazım biçimine denir.
*Gazelden farklı olarak matla beyti yok.
*Kafiyelenişi xa,xa,xa…
*Daha çok felsefi ve toplumsal düşünceler anlatır.
MÜSTEZAT
*Bir uzun bir kısa dizeden oluşan nazım şeklidir.
*Kısa dizelere ziyade denir.
*Aruzun bir tek kalıbıyla yazılır.
*Kafiyelenişi gazel gibidir.
*Makta beyti yoktur.

Nazım Birimi Dörtlük Olanlar
RUBAİ

*Dört dizeden oluşur.Kafiye düzeni aaxa şeklinde.
*Şarap,dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma,hayatın anlamı ve hayat felsefesi ve ölüm gibi konular işlenir.
*Kendine özgü 24 kalıbı vardır.İranlılara aittir.

TUYUĞ
*Dört dizeden oluşur.
*Kafiyelenişi rubai gibidir.
*Aruzu Failatün,Failün kalıbıyla yazılır.
*Konu sınırlaması yoktur.
*Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
ŞARKI
*Beyitle okunmak için yazılan,dörder dizelik bentlerden oluşan nazım biçimidir.
*Dörtlük sayısı 3-5 arasındadır.
*Birinci dörtlükte 2 ve 4,diğer dörtlüklerde ise 4. dize tekrarlanır.Bu dizelere nakarat denir.
*Kafiye örgüsü abab,cccb,dddb gibi
*Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
*Günlük hayat,aşk,sevgi gibi konular işenir.
MURABBA
*İlk dörtlük kendi arasında kafiyelidir.Diğer dörtlükler ise 4. dize 1. dörtlük ile kafiyelidir.(aaaa,bbba,ccca,)
*Felsefi konular ve aşk işlenir.

Bentlerle Kurulanlar:
TERKİB-İ BENT

*Bentlerde kurulan bir zaman nazım şeklidir.
*Her bent 7 ile 10bent arsında değişir.
*Bent sayısı 5 ile 10 bent arsında değişir.
*Gazeldeki gibi kafiyelenir.
*Her bent arasında vasıta beyti bulunur.
*Talihten,hayattan şikayet,dini tasavvufi ve felsefi düşünceler anlatır.
*Terkib-i bentlerde her bentten sonra vasıta beyti değişir.

TERCİ-İ BENT
*Biçim ve uyak yönüyle Terkib-i Bende benzer.
*Terkib-i Bentte değişen vasıta beyti Terci-i Bentte de değişmez.
*Vasıta beytinin aynen tekrarlanması bütün benlerde aynı konuyu işlemeyi zorunlu kılar.
*Felsefi konular,Allah’ın kudreti kainatın sırları tabiatın zıtlıkları gibi konular işlenir.

BATI EDEBİYATINDAN ALINAN NAZIM ŞEKİLLERİ
SONE

*Genel olarak kısa şiir, türkü demektir.
*İki dörtlük ve iki üçlükten oluşan ,özel bir uyak düzeni olan nazım şeklidir.
*Tevfik Fikret ve Canap Şahabettin bu türü çokça kullanmışlardır.
*Kafiye örgüsü :abab,abba,ccd,eed

TERZA-RİMA

*Üçlü kıtalardan oluşan ve en sonu tek dizeye bağlanan bir nazım şeklidir.
*İtalyan edebiyatından bize geçmiştir.
*Kafiye örgüsü:aba,bcb,cdc,d

HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ :
1) Aşık Edebiyatı Nazım Şekilleri :
A) Koşma : Aşık Edebiyatı’nın en sevilen ve en yaygın olarak kullanılan şiir biçimidir. Dörder mısralık bölümlerden oluşur. Dörtlük sayısı genelde üç ile beş arasında değişir. Altı dörtlükten oluşan koşmalar da vardır. 11’li hece ölçüsüyle oluşturulur. Sözlü Türk Edebiyatın’daki koşuk nazım şeklinin devamı niteliğindedir. Koşmalarda değişik kafiye örgüleri kullanılır. En yaygın kafiye örgüsü: abab   cccb    dddb     cccb …   veya; aaab   cccb    dddb    cccb …  veya; xaxa   bbbc   ccca   ddda… şeklindedir.  Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Koşmalar konu yönünden Divan Edebiyatı’ndaki Gazel ve şarkı’ya benzer. Türk Edebiyatı’nın tanınmış koşma şairleri Karacoğlan, Bayburtlu Zihni, Aşık Ömer ve Erzurumlu Emrah’tır.  Koşmalar konularına göre dört çeşittir:
1)   Güzelleme: İnsan, hayvan ve tabiat güzelliklerinin anlatıldığı koşmalara denir.
2)   Koçaklama: Yiğitçe bir anlatımla söylenen, kahramanlık ve savaş konulu koşmalardır.
3)   Taşlama: Toplumun ve insanların eksik yönlerinin ele alınarak, bunların eleştirildiği koşmalardır. Aynı konunun işlendiği şiirler Divan Edebiyatı’nda hiciv olarak adlandırılır.
4)   Ağıt: Ölüm ve doğal afetler üzerine özel bir ezgiyle söylenen koşmalardır. Ölüm konulu şiirlere Sözlü Türk Edebiyatı’nda Sagu, Divan Edebiyatı’nda Mersiye adı verilir.
B) Semai: Genellikle aşk ve doğa konusun işlenir. Kafiye düzeni  ve dörtlük sayısı bakımından Koşmaya benzer;  fakat semailerde 8’li hece ölçüsü kullanılır. Ayrıca semailerin kendine özgü bir de ezgisi vardır. Karacoğlan’ın semaileri ünlüdür.
C) Varsağı: Biçim bakımından Semai’ye benzer. 8’li hece ölçüsü kullanılır. Toroslar’da yaşayan Varsak boyuna özgü olduğu ndan veya çıkış yeri burası olduğu için bu adı almıştır. Yiğitlik, meydan okuma, vuruşma gibi konular işlenir. Ayrıca varsağının söylenişi, semaiye göre daha yiğitçedir. “Hey, Bre” gibi seslenmeler görülür.
2) Tekke  Edebiyatı Nazım Şekilleri

A)   İlâhi: Allah aşkının anlatıldığı, belli bir tarikata bağlı olmayan şiir türüdür. Değişik tarikatlara göre “deme, nefes, âyin” gibi adlar alır. Özel bir ezgiyle okunur. Şekil olarak Koşma biçimindedir. Yani dörtlüklerden oluşur. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Genelde 7’li hece ölçüsü kullanılır. Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır.  Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.
B)   Nutuk: Tekke Edebiyatı’nda tarikata yeni giren müridleri bilgilendirmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
C)   Devriye: Evrenin ve insanın Allah’tan geldiğini ve yeniden Allah’a döneceğini anlatan şiirlerdir.
D)   Şathiye: İnançlar üzerine şakalı bir biçimde yazılan şiirlerdir. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.
3) Anonim Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

A)   Mani : Anonim Halk Edebiyatı7nın en yaygın şiir biçimidir. Genelde tek dörtlükten oluşur. 7’li hece ölçüsüyle söylenir. Bazı manilerde farklı ölçüler kullanılmıştır. Kafiye düzeni aaba  (aaxa) şeklindedir. İlk iki mısra doldurma niteliğindedir. Asıl anlatılmak istenen son iki mısrada söylenir. Başka bir deyişle ilk iki mısranın,son iki mısrayla konu yönünden değil, ölçü ve kafiye yönünden benzerliği vardır. Genelde doğa, aşk, kıskançlık, yalnızlık, güzellik konuları işlenir. Bazı maniler, eş sesli kelimelerle kafiyelenebilir. Böyle manilere cinaslı veya ayaklı mani denir. Bazı manilerde ise asıl dörtlüğe, iki mısra eklendiği görülür. Bu tür manilere artık mani veya yedekli mani denir.
B)   Türkü: Belirli bir biçimi yoktur. Çağdan çağa, yöreden yöreye, ezgisinde ve dizilişinde değişiklikler görülür. Her zaman bir ezgiyle söylenir. Ezgisine göre hoyrat, bozlak gibi adlar alır. Ana dizelerle bunlara eklenen ve devamlı yinelenen bölümlerden oluşur. Asıl bölüm olan ana dizeler, dize sayısına göre üçleme, dörtleme, beşleme gibi adlar alır. Yinelenen bölümlere kavuştak veya nakarat denir. Çoğunlukla 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılır. Doğa sevgisi ve toplumu ilgilendiren genel konular işlenir. Toplumu etkileyen bir olay neticesinde türkü meydana getirmeye türkü yakmak denir.
C)   Ninni: Annelerin, çocuklarını uyutmak için bir ezgiyle söyledikleri nazım şeklidir. Genellikle dörtlüklerden oluşur. 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır. Bazı ninnilerde hece ölçüsüne dikkat edilmediği görülür. Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Bazen aaaa, bbba… bazen aaab, cccb… şeklinde kafiye düzeni görülür. Annenin çocuğuna olan sevgisini, çocuğun geleceğiyle ilgili düşünceleri, yürümesi, konuşması, okuması, meslek sahibi olması, yalnızlıktan çekilen sıkıntı, gurbetteki kocaya duyulan özlem dile getirilir.
D)   Ağıt: Ölenlerin arkasından duyulan üzüntünün dile getirildiği şiirlerdir. Dörtlüklerden oluşur. 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Genellikle uzun hava ve kırık hava denilen ezgilerle terennüm edilir. Ölenin ailede ve toplumda bıraktığı boşluk, birlikte geçen günlerin hatıraları, dostluk, yiğitlik konuları ele alınır. Koşmanın bir çeşidi olan ağıtla karıştırılmamalıdır. Aşık Edebiyatı’ndaki ağıtın söyleyeni bellidir.

Şiirler işledikleri konular bakımından altıya ayrılır:
1- Epik Şiir: Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzuncu şiirlere denir. Aynı anlamda destanî şiir, hamâsî şiir, kahramanlık şiiri terimleri de kullanılır.
(Mohaç Türküsü – Y.Kemal Beyatlı, Mehmetçik – Fazıl Hüsnü Dağlarca – Üç Şehitler Destanı’ndan)
2- Lirik Şiir : İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. ( Divan ed. Da özellikle gazeller, murabbalar, şarkılar; halk ed. Da koşmalar, semailer lirik şiir türüne örnektir. ) (Lir: Bir çeşit saz. Rebâbî de denmiş. )
3- Pastoral Şiir : Doğa güzelliklerini, orman, dağ, yayla, köy ve çoban yaşamını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Pastoral sözcüğü “çobanlara ilişkin” demektir. Türkçe’de bu anlamda râiyâne, rüstâî terimleri de kullanılmıştır. Batı ed. Da doğrudan doğruya doğa manzaralarını canlı bir biçimde anlatan şiirlere idil, konuşma biçiminde yazılan pastoral şiirlere de eglog denir.
(Bingöl Çobanları – Kemalettin Kamu)
4- Didaktik Şiir : Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Türk Ed.da ta’limî  terimi de kullanılmıştır. Manzum hikayeler ve fabllar bu bölüme girer. (Seyfi Baba – M.Akif Ersoy, Karga ile Tilki – Orhan Veli)
5- Dramatik Şiir : Manzum olarak yazılmış tiyatro eserleri bu bölüme girer. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir. Bu şiirler genellikle acıklı ya da korkunç olayları anlatırlar. Anlattıkları konuyu okuyucunun gözünde canlandırırlar. Dramatik manzumeler anlattıkları konulara göre şu çeşitlere ayrılır: Trajedi, komedi, dram.  (Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek’in bu türde eserleri vardır.)
6-Satirik Şiir : Toplumsal düzensizlikleri, kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, mevki düşkünlüğü gibi huylar; devlet yönetimindeki umarsızlık, çıkarcılık ve beceriksizlikleri anlatan bunları yeren şiirlere denir. Divan ed.da hicviyeler, halk ed.da taşlamalar bu şiir türünün en güzel örnekleridir. Şeyhi, Bağdatlı Ruhi, Nef’i, Ziya Paşa güzel örnekler vermişlerdir.

 

Tema
Şiirde yapı ve temayı birbirinden ayırmak bir göstergede gösteren ile gösterileni ayırmaya kalkmaktan farksızdır. Şiir metninde ele alınan tema o yapıyla birlikte vardır. Onları birbirinden ayırmak, kelime­nin yazılışı ve sesiyle anlamını ayırmaktır. Bu da mümkün değildir. Ama inceleme ve öğretme alanlarında buna ihtiyaç vardır.
Örneğin: “Ağaç” göstergesinin gösterileni soyuttur, bu gösterge belli bir ağacı ifade ettiği zaman somutlaşır. Metin düzeyinde tema da böyledir. Belli bir şiirde, şiirin yapısı ve anlatımıyla somutlasın Bir şiirin temasını bulmak için gösteren durumundaki yapı ve anlatımdan yola çıkmak, bu yapıyı oluşturan bi­rimleri neyin bir araya getirdiğini; bu birimlerin niçin bir araya geldiğini sormak gerekir.
Şiirde yapıyı meydana getiren birimlerin kesiştiği, birleştiği anlam değerinin en kısa ve yalın ifadesine ?tema? denir. Şiirin soyut anlamı, metindeki birimlerin merkezindedir, onlarla vardır, onların varlığında somutluk ka­zanır. Öyleyse yapıyı meydana getiren ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimlerin tümünün birleştiği anlam değerini belirlemek temayı bulmaktır.
Karacaoğlan'ın semaisinde tema sevgiliden ayrılarak gurbetin verdiği acıdır. Bu bir duygu hâlidir. Sözü edilen şiirde belirlenen ve kabul edilen duygu hâlinin şiire özgü yapı ve söyleyişle iletimi söz konusudur. Bu tema metindeki birimlerin ortak paydası durumundadır. Ancak daha önce de belirtildiği gibi bu birimler arasında organik bir bağ yoktur. Temanın belli bir kişinin deneyiminde ve yaşantısında değil metnin söylendiği geleneğin ve dönemin kabullerinden gücünü alır. Ancak söyleyen de dinleyen de bu kabulde kendisini bulur, bu temaya ve söyleyişe göre kendi içinde kendi şiirini kurar. Öyle ki Türkçenin evreninde bu günde bu şiiri okuyan veya dinleyen insan kendi şiirini kurar, yani metni kendince yeniden yazar. Üzerinde durulan şiirde sevgili vefasızdır, acıya, gurbete çıkmaya ayrılığa sebep olur. Âşık hep onun peşindedir. Âşıkın aşkı sebebiyle katlandığı acı, çektiği çile onun aşkının derecesinin ifadesidir; ayrıca onun olgunlaşmasını sağlar. Bütün bunların temelinde de dönemin zihniyeti olduğunu söylemek gerekir.
İşlenen duygu hâli, sevenle sevilen arasındaki ilişkinin doğal ifadesi olarak belirlenmiştir, yani gücünü dönemin zevki ve anlayışıyla ilgili kabullerden alır.
Sanatkârın görevi, yeni bir duygu hâlini ortaya koyup yorumlamaktan çok ortak kabulü ve anlayışı en güzel ve en iyi ifade etmektir. Böylece şiir en güzelde herkesi birleştirir.
Tema, yapıyı meydana getiren birimlerin kesiştiği bir noktadır, onları kendi ekseninde birleştirerek metnin oluşmasını sağlar. Yapıyı ve temayı birbirinden ayrı düşünmek, açıklamak ve öğretmek için belki gereklidir.
Ayrıca dönemlere göre şiirlerin temaları değerlendirilirken, şairlere özgü ?dikkat, duyarlılık, söyleyiş, dili kullanma becerisi ve imge kurma becerisi?ni yadsımamak gerekir. Çünkü bunların gerçekleşmesinde şairin kültürü, zevki, sanat anlayışı son derece önemlidir.

 

Şiirde Gerçeklik ve Anlam Hakkında

Şiirde gerçeklikten söz edebilmek için önce, kısaca gerçeklik üzerinde durmak gerekir.
Gerçek, en kısa tanımıyla somut ve nesnel olandır.
Gerçeklik de, gerçekten hareketle kullanılan, gerçek olarak varolan şeylerin tümünü ifade eden bir kavramdır.
İnsan duyu organları aracılığıyla olayları, görünüşleri algılar, bu algıladıklarını kendince dönüştürür ve değerlendirir. Böylece nesnel gerçeklik algılanır. Duyularımızla algılananlar bilincimizde bir işleme tâbi tutularak ken­dince dönüştürür. Öyleyse her imge gücünü nesneden yani gerçeklikten alır.
Şiirde, daha yerinde bir ifadeyle sanatta gerçeğin dönüştürülmesi söz konusudur. Ancak bu dönüştürme bilimden, felsefeden ve gündelik hayattan daha farklıdır. Gerçeği ve gerçekliği görme, algılama ve kavramada kusurlu ve eksik olanların söz konusu dönüştürme işinde başarılı olamayacakları orta­dadır.
Şiire özgü gerçekliğin temelinde yaşanan gerçeklik ve onun prensipleri vardır. Ancak buna bireysel yaklaşım söz konusudur. Birey, yaşadıklarıyla, sezgileriyle, tasarılarıyla, izlenimleriyle gerçekliği algılar ve kendine göre dönüştürür.
Gerçeklik her türlü bireyselliğin kesiştiği noktadır. Bilimsel ve pratik gerçeklik hayatın içinde paylaşılır.
Şiirde de doğal olarak, yazıldığı dönemde her türlü bilimsel ve pratik gerçeklikten yo­la çıkılarak, daha üst seviyede kapsayıcı bir gerçeklik kurulur. Bu kuruluşta, kişinin sezgileri, tasarıları, ha­yalleri, bilinçaltı zenginlikleri bir araya gelir.
Şiirsel gerçek, bireyin her türlü yetenek ve kazanımıyla her şe­yi ve her hâli anlama, yorumlama ve değerlendirmesi sonucu ulaşılan bir üst gerçekliktir. Bunun için onda düşünce, sezgi, tasarım, coşku, izlenim vb. bir aradadır. Şiirsel gerçeğin ifade aracı da imge ve sestir.
İşte bu gerçekliğin ifadesinde dil göstergeleri yeni anlam ve değer kazanırlar, duygu ve çağırışım de­ğerleriyle üzerinde durulan konuyu zenginleştirirler. Böylece zaman zaman adeta yeni bir dil ortaya çıkar
Şiir öğretmeyi, anlatmayı, göstermeyi ikinci plana iter; çağrıştırmayı ön plana çıkarır. Çok defa kelimeler ses, söyleyiş ve anlamlarıyla kendi anlamlarının dışında başka şeyleri çağrıştırırlar. Çağrışım da kişiden ki­şiye değişir. Zaten şiirde dil, şiirsel işleviyle kullanılır. Böylece de yeni ve farklı bir iletişim aracı oluşur. Bu geniş anlamıyla edebî metindir. Şiir ise sözü edilen özelliklerin daha uygun görüldüğü ve yaşandığı metin türüdür.
Her şiir, her okuyucuda farklı duygular uyandırır. Ancak belirli dönemlerde yazılmış birçok metnin or­tak yönleri olduğu hissedilir, belirlenir. Bir şiirin her okunduğunda yeniden yorumlanabilmesi yan anlam değeri bakımından zengin olmasına bağlıdır.
Şiir kendisine özgü bir iletişim aracıdır. Bu iletişimde yan anlam ve çağrışımlar daha önemlidir. Ama ne olursa olsun bir iletişim söz konusudur. Her iletişimde de gönderici alıcıya bir şeyler söyler, bir şeyler ak­tarır. Bu söylenen ve aktarılanların anlamı yoksa saçma olur. Çünkü anlamsız şey saçmadır.
Anlam; bir dil biriminin ilettiği, uyandırdığı, düşündürdüğü, sezdirdiği, çağrıştırdığı kavram, tasarım, düşünce ve sezgidir. Öyleyse şiirde anlam üzerinde durulurken şiir metninin ilettiği kavram ve bilgiden değil o metnin düşündür­düklerinden, sezdirdiklerinden, çağrıştırdıklarından söz etmek gerekir. Bu da dilin şiirsel işleviyle gerçekle­şen iletişimin özelliğidir.
Bunun için şiirde yan anlam değerinden söz etmek gerekir. Yan anlam da sözlüklerde yazılmaz. İfadenin, söyleyişin coşkusu, çağrışım ve duygu değeri üzerine kurulur.
Yan anlam, geniş ölçüde dil göstergelerinin duygu değerine ve çağrışıma dayanır.
Şiir dili doğal dilden hareketle böyle bir anlam yaratmak ve iletmek üzere düzenlenir. Şiir dili, doğal dilden hareketle kuru­lan yeni bir dildir derken şiirdeki anlamın da ilk anlamdan bir sapma olduğunu söylemiş oluruz. Bu anlam da öğretmez, göstermez, çağrıştırmaz, hissettirir ve sezdirir. Bunun için şiirde yan anlam üzerinde durmak gerekir. Bu da dil birliklerinin ifade ettikleri duygu ve çağrışım değerinden gücünü alır.

Şiirde Gerçeklik ve Anlam Konusunda

Örnek Metin İnceleme:

YAŞARKEN

Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor;
Umutların mola verdiği yerde
Geceler bir nehir gibi akıyor.

Ahmet Muhip Dıranas

Bu şiirdeki gerçekliği bulabilmek için, dilini çözümlemek, yapısı ve teması üzerinde durmak, temanın bireysel ve sosyal alanla ilişkisi üzerinde düşünmek gerekir.
Şiirde, yaşanan hayatla ilgili bir gerçeklik hareket noktasıdır. Dünyada insanlara her türlü nimet sunulmuştur. Umutsuzluğa düştüğümüz an bizi sayısız tehlikeler bekler. Bu cümleler gündelik hayatla ilgili bir gerçekliği ifade eder. Şiirde bu gerçeklik farklı bir söyleyişle ve farklı biçimde dile getirilmiştir.
Aşağıdaki iki dizeyi okuyalım:

Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor.

Yukarıdaki dizelerde dünya nimetlerinin hemen hemen hepsinden söz edilmiştir. Bahçe, ağaç, meyve bolluğu, dünyadaki düşsel şeyleri ifade etmektedir. “Daha” kelimesi zamanla ilgilidir. “Bütün” de çokluk ve çeşitlilik bildirir. Her okuyucu bu dizelerden hareketle bildiği dünya güzelliklerinin tamamını düşünebilir. Bu bolluğa, bu güzelliğe rağmen insan umutlarını bir an olsa kaybetse sayısız tehlikelerle karşı karşıya kalır. Ama bu, şiirde umutların mola vermesi, “gecelerin nehir gibi akması” söz gruplarıyla dile getirilmiştir.
Yakandaki kıtada “bahçe” sözüyle belirli bir bahçe değil dünyadaki güzellikler ifade edilmiştir. “Bahçe, ağaç, yemiş, daha, bütün, sarkıyor” sözleri birlikte dörtlüğün ilk dizesine yeni bir anlam değeri kazandırıyor. Bu yan anlamdır. “Bolluk, bereket, güzellik, zenginlik” kelimeleriyle ilgili her türlü anlamı ve hayali düşündürür. Umutlar mola vermez, insan mola verir, dinlenir. Mola vermede; ara verme, akışı durdurma söz konusudur. Umutların mola vermesi”, kısa bir sürede olsa insanın umutsuzluğa düşmesi yerine kullanılmıştır. Burada yolculukta verilen moladan söz edildiği “yerde” kelimesiyle belirtilir. “Gece, nehir ve akıyor” kelimeleri yalnızlığı, bir benzetmeyi değil, birlikte umutsuzluğun getireceği her türlü tehlikeyi çağrıştırır.

 

 

  ŞİİR VE GELENEK

Şiir ve Gelenek Hakkında

1.          Şiir geleneğinin daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşması,

2.          Sosyal ve kültürel ortamın şiire kazandırdığı farklı söyleyiş ve özellikler,

3.          Her dilin kendine ait bir şiir geleneği olduğu,

4.          Şiirin ait olduğu geleneğin özelliklerinin belirlenmesi

İnsan eli ve emeğiyle yapılan ve gerçekleştirilen her şey geçmişten geleceğe uzanır. Yani kültür alanında yer alan başarı ve etkinliklerin bir geçmişleri vardır. Bunlar kendi geçmişlerinden aldıklarını kendi dönemlerinin zevk ve anlayışı, görgü ve bilgi birikimi, düşüncesi ve duyarlılığı ile yoğrularak geleceğe teslim edilir.

Her kuşak kendi döneminin zevk, anlayış, görgü ve bilgi birikimi, düşüncesi ve duyarlılığından yararlanarak ömrünü sürdürür ve geleceği hazırlar. Şiir de bu genel kuralın dışında değildir. Her milletin oluşturup sürdürdüğü şiir gelenekleri vardır. Bunların özellikleri bilinir, hissedilir, sezilir. Her dönem bu akışa yeni söyleyiş, ses, yapı öğeleri katar; bu geçmişten geleni anlayıp yorumlayarak gerçekleşir.

Geleneği sürdüren en önemli araç dildir. Dil unutmaz ve ihmal etmez. Dil göstergeleri o dili konuşan milletin her an yenilenebilen, kişiden kişiye anlamlar kazanabilen tarihsel belgeleridir. Kültürle ilgili her başarı ve etkinlik dille gerçekleşir.

Şiire özgü söyleyiş tıpkı konuşma dilinde olduğu gibi dilin dünyasında zenginleşerek sürer. Ahenk kaygısı da böyledir. Yani geçmişten geleni şekillendirir, dönüştürür ve zenginleştirir.

Yapı ve temayla ilgili öğeler de öyledir. Yapıyı oluşturan ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimler, gelenek içinde olgunlaşır. Sanatta geleneğe karşı olmak onu inkâr etmek değildir; onu geliştirme iradesinin ifadesidir.

Günümüz şiirinde divan veya halk şiirinin yapı, ses ve söyleyiş özelliklerinden yararlanıldığını belirtmek gerekir. Burada bir gelenekten yararlanmak ile bir geleneği sürdürmek arasındaki ayrıma dikkat etmek ya­rarlı olur. Bugün edebiyatımızda halk şiiri geleneğini şiir geleneğini sürdürenler ve bu şiir geleneğinden yararlananlar vardır. Aynı şekilde divan şiiri geleneğini sürdürmek isteyenler bu gelenekten yararlananlar ile karşılaşılmaktadır.

Edebî metinlere ilgi duyanlar şiirin hangi edebi dönemde yazıldıklarını metnin dilinden, temasından, anlatımından, yapısından hareketle söylerler. Bu demektir ki edebî dönem ve zevkler şiirlerde hissedilir. Bu da gelenekle ilgilidir.

Gelenek üzerinde dururken her zihniyetin kendi sanat geleneğini ortaya çıkardığını; milli edebiyatlarda başta dil, ses ve söyleyiş öğeleri olmak üzere değişen zihniyetlere rağmen zenginleşip dönüşerek varlığını sürdüren öğelerin bulunduğu dikkati çeker. “Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek” özlü ifadesiyle dile getirilen bu husus tarihî zamanda sürekliliği ifade eder. Buna gelenek diyenler de vardır. Bu anlamda bir taşıma sürüp gider.

Şiir üzerinde dururken geleneği birkaç anlamda ve yerde kullanmaktayız. Halk şiiri geleneği, divan şiiri geleneği, milli edebiyat şiiri geleneği, serbest nazım geleneği söz gruplarıyla karşılaşmaktayız. Bu ve benzer söz gruplarıyla ifade edilen edebiyat etkinliklerinin arkasında dönemlerinin insan etkinliklerini ve ilişkilerini belirleyen zihniyetin olduğu açıktır. Zihniyet terimiyle eserin yazıldığı dönemde varlığını sürdüren bütün güçlerin birlikte oluşturdukları zevk ve anlayışı ifade ediyoruz. İnsanın her türlü etkinliği bu zevk ve anlayışı belirler.

Biz de “Türk şiir geleneği” söz grubuyla karşılaşmaktayız. Burada da bütün dönemlerde “değişerek devam eden, devam ederek değişen” hususlar veya husus dile getirilmek istenir. Şüphesiz söz konusu anlayış gücünü dilden alır.

Bu açıklamalardan hareketle bir dönemlerin geleneğinden bir de ulusal gelenekten söz etmek hatalı olur mu? Bu anlayış bizim dışımızda kendiliğinden oluşmamış mı?

Şiirde; halk şiiri geleneği, divan şiiri geleneği, batılılaşma dönemi şiir geleneği, millî edebiyat dönemi şiir geleneği, toplumcu gerçekçi şiir geleneği, öz şiir geleneği, garip geleneği, ve benzeri ifadelerin yanında Türk şiir geleneği söz grubuyla da karşılaşmaktayız.

 

Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.

             Bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen kültürel değerlere, alışkanlıklara bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir. Düğün geleneği,mevlid geleneği,bayram geleneği… gibi.

             Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.

             Mesela Murat Çobanoğlu, geleneği Türk edebiyatının başlangıç tarihine dayanan halk edebiyatının bir temsilcisidir. O, dörtlüklerle ve hece vezniyle şiir kozasını oluştururken içinde yaşadığı kültürel ortamın etkisiyle farklı kavramlara ve kelimelere yer vererek geleneğin içinde özgünleşmiştir.

          

 

 

   Türk edebiyatında üç şiir geleneği vardır:

 Halk Şiiri Geleneği ve Özellikleri

·         Halkın içinden yetişmiş ve çoğu okur-yazar olmayan sanatçılar tarafından oluşturulmuştur.

·         Şiirler, sade bir halk Türkçesiyle söylenmiştir.

·         Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.

·         Hece vezni kullanılmıştır.

·         Kafiyeye önem verilmiştir.

·         Aşk, tabiat,tasavvuf,yiğitlik gibi konular işlenmiştir.

·         Şiirler hazırlıksız olarak söylenmiştir.

·         Genellikle yarım kafiye kullanılmıştır.

·         Gelenek usta-çırak ilişkisiyle bugüne kadar gelmiştir.

·         Koşma,semai,varsağı,destan,ilahi,nefes,mani,türkü gibi nazım şekilleri vardır.

·         Halk şiiri geleneğinin en güçlü temsilcileri Karacaoğlan,Aşık Seyrani,Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu,Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah,Gevheri’dir.

·         Bu geleneğin son dönem temsilcileri arasında Aşık Veysel, Murat Çobanoğlu ,Aşık Reyhani, Aşık Şeref Taşlıova ve Aşık Mahzuni’nin önemli bir yeri vardır.

2- Divan Şiiri Geleneği ve Özellikleri

 Divan edebiyatı, saray ve çevresinde gelişen ve aydın zümreye hitap eden bir edebiyattır. “Klasik Türk Edebiyatı” ismiyle de anılır.

  • Bu döneme ait şairlerin, şiirlerini topladıkları “divan” adı verilen birer defterleri vardır. Her şairin bir divanı olduğu için, divan edebiyatı ifadesi daha yaygındır.
  • Divan şiirinin dilinde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar sıkça görülür. Bu dönemin Türkçesine “Osmanlı Türkçesi” denir.
  • Nazım birimi beyittir.
  • Aruz vezni kullanılmıştır.
  • Şiirlerde aşk, tabiat, din, tasavvuf gibi genellikle ferdi konular işlenmiştir.
  • Şiirlerde konu bütünlüğüne ve bütün güzelliğine değil, beyit güzelliğine yer verilmiştir. Yani en güzel şiiri yazmak değil, en güzel beyti yazmak amaçlanmıştır
  • Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkib-i bend, rubai, şarkı gibi nazım şekilleri vardır.

Gazel

Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kâfir

 Aman dünyayı yaktın ateş-i sıızan mısın kâfir

                Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar

                Aceb bir şuha sende aşık-ı nalan mısın kâfir

 

 Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler

Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kâfir

                Niçin sık sık bakarsın öyle mirat-ı mücellaya

                Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir

 Nedim-i zarı bir kafir esir etmiş işitmiştim

Sen ol cellad-ı din ol düşmeni iman mısın kâfir

                                                               Nedim

 Kelimeler: ateş-i suzan: yakıcı ateş, çak-i giriban yaka yırtmalar, şuh: sevgili, âşık-ı nalan: ağlayıp inleyen aşık, mirat-ı mücella: cilalı ayna, hüsn: güzellik, Nedim-i zar: dertli Nedim,

3- Modern Şiir Geleneği

 Bu geleneğin özellikleri şunlardır:

·         Bu şiir geleneğinde şiirde ölçünün, nazım biriminin ve kafiyenin şart olmadığı  savunulmuş ve ölçüsüz ve kafiyesiz şiirlerin örnekleri verilmiştir.

·         Sanatlı söyleyişin yerine yalın ve tabiî söyleyiş benimsenmiştir.

·         Her türlü konu işlenmiştir.

·         Nazım birimi kullanılmamıştır.

·         Serbest şiir tarzı benimsenmiştir.

·         Şiirlerde sözcük dizilişi ve iç ahenk ön plandadır.

 ÖRNEK METİN: MODERN ŞİİR

 ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

 

Orhan Veli KANIK

Şiirde Yorum 

Bir yazının veya sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturmaya genel anlamda yorum diyoruz. Bir metni yorumlamak için ise şiirin anlamını üzerinden yola çıkmak gereklidir. Anlam iyi tespit edilirse şiir üzerinde sağlam yorumlar yapılır. Metindeki anlamı tam olarak tespit edemezsek metin üzerinde yanlış yorum yapılmış olur.
Edebî eserler bir bütündür. Her eser, yazarın davranış tarzının ifadesidir. Ayrıntılar metnin bütününe hizmet ettiği gibi sanatçının kişiliği ile de yakından ilgilidir. Şiirde yorum yaparken yazarın kişiliğini de göz ardı etmemek gerekir. O halde bir edebî eserde aranacak öncelikli özellik, nasıl bir davranış tarzının ifadesi olduğunu tespit etmek olmalıdır. Bu tespiti yapabilmek için esere bütün olarak bakmak, eserin ruhunu kavramak, konu ve şairin üslubuna ait özellikleri bu ruha bağlamak gerekir.

İyi bir şiir yorumu yapabilmek için ele alınan şiirin şairi hakkında yeterli bilgiye sahip olmak gereklidir. Şairin içinde büyüdüğü kültürel çevreyi, şiirin yazılış ve yayınlanış tarihlerini, o tarihlerdeki sosyal olayları da bilmek gerekir. Burada karşımıza şiir-şair-zihniyet-dönem kelimelerini her zaman bir bütünlük içinde düşünmemiz gerektiği çıkıyor. Örneğin; Mehmet Akif Ersoy?u tanımayan, yakın tarihimizin özelliklerini bilmeyen bir kimse, İstiklal Marşı?mızı yeterince yorumlayamaz. Ne anlatmak istediğini tam anlamıyla kavrayamaz. Çünkü bu şiiri iyi yorumlayabilmek için Mehmet Akif?in düşünce dünyasını iyi tespit etmek gereklidir.
Şiirler çok anlamlı metinlerdir. Böyle metinlere açık metin denir. Açık metinlerde anlam okuyucuya göre değişir. Bu metinlerde anlatılan düşünceler, olaylar, duygular açık olarak verilmez, şair adeta okuyucunun zihninde bir boşluk bırakır. Okuyucu da bu boşlukları kendi arzu ve zevklerine göre doldurur. Şiiri kendi düşüncesine göre yorumlar. Bu yüzden şiirde nesnel bir gerçeklik aramak doğru olmaz.

 

Metin ve Şair

 

*Şâirin hayatı ve sanat anlayışı hakkında bilgi sahibi olmamız bize o şiiri yorumlamada bir fayda sağlayabilir ama şiirin her mısrasında hayatıyla bağlantı kurmaya çalışmak o şiirden sanat zevki almamızı engeller.

*Bütün güzel sanat eserleri gibi şiir de bir sanatçının ürünüdür. Her eserle onun mimarı arasında az yad a çok bir ilişki olabilir. Bir şairin mizacı, tecrübeleri, kültürel birikimi, sanat zevki ve dünya görüşü eserine yansıyabilir.
*Sanatçının yaşadığı dönem şiirin dil zevkine, temasına, yapısına, anlatım biçimine yansır.
*Hâlet Çelebi?nin 1907-1958 yılları arasında yaşadığı ve şiir için:

? Kelimelerin bir araya gelmesinden oluşan bir büyük kelimeden başka bir şey değildir. Çünkü şiirde kelimeler müşahhas malzeme ile mücerret bir âlem oluşturur.? düşüncesindedir. Onun şiirini üç döneme ayırabiliriz: eski kültürümüze bağlı olarak yazdığı şiirler, garip şiirinin yaygın olduğu dönemde yazdıkları ve İslâm Tasavvufundan yararlanarak oluşturduğu şiirler.
*Çelebi?nin iki şiirinde de ahenk tekrarlanan sözcüklerle sağlanmıştır. Şiir dilinde imgeler ve çağrışımlar önemli yer tutar. Serbest nazım kullanılmıştır. Şiirde mistik konular ele alınmışsa ön bilgi sahibi olmak gerekir.
*Sınıf iki gruba ayrılarak kitaptaki ?Ölümden Sonra? ve ?Gün Eksilmesin Penceremden? isimli şiirler öğrencilere yorumlattırılır. Yorum sırasında şâirin hayatı ve edebî şahsiyetinden yararlanılır. 1. şiirde ölüm temasının işlendiği, sanatlı söyleyişten uzak olunduğu, dilin sade olduğu, 11?li hece ile şiirin yazıldığı vurgulanır. 2. şiirde ise temanın yaşama sevinci olduğu, yine hece ölçüsü ile şiirin yazıldığı belirtilir.

*Özet : Şiir sanatçının hayatının ve ruh halinin yansıması olmamakla birlikte bunların değiştirilip dönüşmesiyle oluşan, dille ifade edilen bir güzel sanat etkinliğidir.

 

Manzume ve Şiir

 

Nazım; belli bir ölçüye ve kafiye düzenine bağlı mısralarla oluşturulan anlatım şekline denir. Nazımla yazılmış eserlere ?manzûm eser? denir.
Manzume; Alt alta sıralanmış mısralardan oluşan, her mısrası büyük harfle başlayan, sanatsal bir değer taşıma zorunluluğu olmayan, ölçülü ve kafiyeli metinlere denir.

Eskiden manzum olarak yazılmış bütün eserler aynı zamanda şiir olarak değerlendiriliyordu. Günümüzde ise belli bir ölçüye göre yazılmak şiir için yeterli bir unsur olarak görülmemektedir.

Bir söz grubunun şiir sayılması için özgün imgelere sahip olması, şiirsel bir anlatımının olması, çağrışım gücü yüksek sözcüklerle yazılması, güzel sanat eseri sayılma özelliklerini üzerinde taşıması gerekir.

?Hasta Çocuk? ve ?Hikâye? isimli metinleri; ses, ritim, yapı, dil, anlam ve gerçeklik bakımlarından farklılık ve benzenliklerini şöyle inceleyebiliriz:

1. “Hasta Çocuk” metninde olaya bağlı olarak duyguyu yansıtan güçlü bir ses akışı vardır. Metnin ritmi aruz ölçüsü, dize sonlarında kafiye ve rediflerle sağlanmıştır. Yapı bakımından bir manzume ya da manzum hikâye özelliği göstermektedir. Metindeki kelimeler genellikle gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Metinde anlatılanlar gerçeklik bakımından yaşanması mümkün olan olaylar üzerine kurulmuştur.
2. “Hikaye” metninde ise duyguyu yansıtan bir ses akışı vardır. Ayrıca her birim sonunda tekrarlanan sözcükler ses akışına yardımcı olur. Metnin ritim benzerlikleri, birimlerin başı ve sonlarında tekrarlanan sözcükler tarafından sağlanmaktadır. Yapı bakımından dört dizeli altı birimden oluşmaktadır. Metindeki sözcükler gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır. Öznel duyguların yansıtıldığı bir gerçeklik vardır. Bu şiir gerçekliğinde çağrışım çok kuvvetlidir.
Hikâye?nin düz yazıya çevrilmesi zordur. Çünkü çağrışım gücü yüksektir. Fakat Hasta Çocuk?un düz yazıya çevrilmesi kolaydır.
Manzûmede anlatma ve gösterme; şiirde ise öznellik, duygu ve çağrışım önemlidir.
Manzûmede yaşanmış veya yaşanabilecek olaylar, şiirde ise olaylar, durumlar? karşısındaki seziş, duyuş ve hayal dile getirilir.
Manzûmelerde ve şiirlerde konular işlenirken lirik, epik, pastoral, didaktik, dramatik, satirik gibi batı edebiyatlarından alınma türler kullanılmaktadır.

*Özet :

Bir öykü belli bir uyak, ölçü ve nazım biçimiyle, yani manzum olarak dile getirilebilir ya da herhangi bir bilgi, akılda daha kolay kalsın, çabucak unutulmasın diye manzum olarak yazılabilir. Ancak bu metinlerin nazımla yazılması onları şiir yapmaz. Manzumelerin sanatsal değer taşıma zorunluluğu yoktur. Oysa şiirde, sadece bir dize bile özgün bir imgeye, ses ahengi sağlayan sözcüklere sahipse, şiirsel bir anlatıma kavuşmuş olur.

 


DEHA OLMAK:
İMKANSIZ SANILAN ŞEYLERİN iÇİNDE BİR MÜMKÜN OLDUĞUNU SEZMEKTİR, GEMİLERİN KARADA DA YÜZEBİLECEĞİNİ SEZMEK; MEHMET LERDEN BİRİNİ
FATİH YAPAR…

Reklamlar
Yorumlar kapatıldı.
Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: